Buradasınız: Anasayfa
Son 5 Yazı
- [Necati SEZGEN]
YATAĞINA HAPSOLMUŞ NEHİRLER
Kaynağında tertemiz doğan sular küçük dereler olur dereler birleşir çay,ırmak,nehir olurlar bereketlerini yaya yaya en büyük özlemleri olan denizlere doğru kıvrıla kıvrıla yol alırlar.Beyaz köpüklerle geçtikleri her vadiyi yeşile bezeyerek,bereket saçarak göz yaşı gibi tuzlanmış denizlere koşarlar,kavuştukları deltalar binbir rengin coştuğu,binbir coşkunun hayat bulduğu düğün bayram yerleridir hayat kıpır,kıpırdır mecrasından çıkan damla hedefine ulaşmıştır.
Milli hareketlerde böyle bir kaç damla ile başlar küçük kollar,büyükleri var eder,aydınlığını,imanlı ışığını yaya yaya insan cangıllarından geçer,onları amaçlarına uygun olarak disipline eder,üretken kılar,onurlu var oluşun mutlak şerefine doğru,insan olmanın güzelliği ile vatan kutsiyetinde bayrağın şerefli gölgesinde kıpır,kıpır yurt sevgisiyle toplumları kucaklaştırır, millet olmanın onuruna ulaştırır.
Bazen tabiat ana cilve yapar gidiş yollarını kapatır ,nehirleri yatağında hapseder !Denize ulaşamamanın sıkıntısıyla küser, nehir miskin, miskin sağa sola yayılırken berrak suları kirlenmeye başlar cansıkıcı sinekler,zehirli böcekler, durağanlık akışkan hayattan kaçan canlıların mekanlarını yaratır, su kokmaya,toprak batağa dönmeye başlar, ulaşamadığı deniz gibi tuzlanır.
Önü kesilen, kontrol altına alınan hareketler de bu denize ulaşamayan nehirlerin suyu gibi bozulmaya başlar,kaynağındaki duruluk yerini bulanıklığa ve kokuya bırakır ümidin yerini kaygılar,güvenin yerini şüpheler,düşüncenin yerini dedikodular,entrikalar almaya başlar, bu hareketlerin önünün kesilip kokuşmaya başlamasının işaretidir.
Kaynağına bakanlar şaşırıp kalır billur gibi su nasıl oldu da geldi,geldi böyle pis kaknem bir hal aldı diye ! Suyun önü tıkanmış akışkanlık kontrol altına alınmış ve öz kokutulmuştur.
Şimdi bu bataklıkta zehirli böcekler gibi mi yaşıyacağız, yoksa suyun akışını sağlayıp duru sularda arınacakmıyız? Bence herkes bu noktada bir yol ayırımına gelmiştir.Bunu daha iyi görmek isteyenlerin pek çoğu çocuklarına bakmalı ve"zaman böyle"aldatmacasına yatmadan sorumluluğunu yerine getirmediğinin bilincine vararak onların nasıl dillerinden,milli kimliklerinden,inançlarından uzak "marka ve gösteriş" budalası şeklinde yaşadıklarını görmeliler.Globalizm masalına inanmadan, zamanında bizim batının çocuklarını devşirip kendi ahlakımıza göre yetiştirmemizin hıncını,onların da bizim çocukları kendi kültürleriyle devşirip kendilerine benzettiklerini ve son kalelerinde ilelebet böylece düşürülmek istendiğine tüm samimiyetinizle inanın.Bir yandan öz benlik erozyona uğratılırken,bir yandan da bu emperyalistlerin pazarı olarak teknoloji çöplüğüne dönüyoruz.Üretmeden sürekli tüketenlerin,el açanların milli kimliği olmaz giderek onuru da,haysiyeti de olmaz.
Eğer tarihi bilincimiz yoksa,dilimizden,dinimizden,örfümüzden bu kadar uzaklaşabiliyorsak bizim nasıl bir vatan misyonumuz olur? İsrail kurulurken kaybolan dili tekrar hayata geçirdi bizler var olan dilimizi unutuyor ve bunda da bir behis görmüyorsak, çocuklarımızın bilmemesi bize bir eksiklik olarak görünmüyorsa,din adına bir takım çarpık idelojiler bölgemizde fink atıyorsa,bir çoğumuz tatar olduğunu söyliyemiyorsa hangi milli hareketten söz edeceğiz?Kim olduğunu bilmediğinden! Kimliğinden utanıyor !
Bu ruhu uyandırmak,bu bulanık suyu arındırmak durumundayız öz benliğini bilenler,başka kültürlere hayranlık duyarak kendini değiştirmez,tarihi misyonuna bilerek öz güveniyle kendini,milletini geliştirir, ancak sapkın ve satılmışların aşşağılık kompleksleri olur, başkalarına hayranlık duyarak zaaflarıyla hareket ederler.
Türk Dünyası olarak bizim zaaf lüksümüz yok,herşeyi bütün çıplaklığı ile görüyoruz! Garbın Türk nefreti hala bir ütopya diyorsanız! Türk Dünyası'nda yine garbın oyunları ile cereyan eden vahşet ve kıyımlara nasıl garbın kör ve sağır kesildiğini kaç kez gözlerimizle görmedik mi? O zaman hala onlardan fayda umarak bizi yönlendirmeye çalışanları mercek altına alın,yaşantıları özü,sözü sizlere uygun geliyor mu bir düşünün ! Aile yapıları nasıl, ahlakları nasıl,güvenilir insanlar mı,töre ve inanç duygularının neresindeler !...
O zaman bu milli mücadelelerin önünü kimler nasıl tıkıyor,bu berrak suları kimler bulandırıyor ve bizim emellerimizin üstündeki gölgeler nereden geliyor, bu kıymetli zaman dilimlerini hangi aldatmacalarla nasıl heder ediyorlar, gün geçtikçe milli benliğimizden nasıl uzaklaşıp bu gürül,gürül akan nehirlere kimlerin bentler kurduğunu anlarız.Bunun için dilimize,dinimize,örfümüze ve milli kimliklerimize sahip çıkmalı bizden sonraki kuşaklara bunları eksiksiz sevgi ve saygıyla aktarmalıyız.Zaman böyle aldatmacasına sığınıp ödev ve sorumluluklarımızdan kaçarsak tanıyamadığımız "marka ve gösteriş budalası"özgüveni olmayan başkalarının sürü gibi güttüğü hedefsiz,kimliksiz,üretimsiz sızlanan" okumuş cahil" nesillerin sahibi olduğumuzu acı içinde göreceğiz!.... - [Necati SEZGEN]
DEĞİŞEN İKLİMLERDE
MED-CEZİR MANZARALARI
Uzun zamandır yazıyoruz, anlatıyoruz yaşadığımız zamanın toplumsal hareketlerinde bizi şaşırtan süprizler yok, istihbaratın bile açık istihbarat haline geldiği devirde ilişkileri doğru gözlemlediğinizde varılacak sonucu görüyorsunuz. Buna göre de öngörülerinizi anlatıyorsunuz.
Gürcistan'da yaşananlardan sonra Karadeniz'de ki iklimin değişeceğini med-cezir hareketlerinin Rusya lehine durulacağını,iradesini Saroz'a peyleyenlerin dışındaki herkes anlamıştı. İkilemde kalanlara Kırgızistan'da ki gelişmeler ikinci işaret fişeği oldu, aklı selim olanların kanaatleri sonuca odaklandı,bundan sonraki süreçde ne olacağı,ne olmayacağı Kafkasya ve Karadeniz bölgesi açısından süpriz olmaz.Rusya'ya rağmen yan bahçelerde batı açılımı söz konusu değil,buralardaki iliksizleri yemleyip coşturanlar geri çekildi bu masrafı artık kaldıramıyorlar Rusya ile anlaşmak daha ekonomik.Batının bu tavına gelenler bir kez daha iyot gibi açıktalar.
Şimdi asıl önemli olan bizim Kırım cephesinde işlerin ne alemde olduğu !"Bizim oğlan bina okur,döner döner yine okur"sananlar şaşkın !Renk vermeden değişen bir şey olmadığı pozlarını vererek,rampalıyacak duba arıyorlar ama duba yok !Gelişen değişimler milletin umurunda değil,zira herkes kendine kürek sallarken millette kimsenin umurunda değildi.Kaybedecek çok şeyi olmayanlar da yeni durumu sallamıyorlar nede olsa akan çeşmelerden onlara bir tas su düşmüyordu!..
Siyaseti birinin kaşına gözüne hayran olup,yanyana resim çektirmekten ibaret sanan sakat zihniyetlerin belli derinlikleri algılayamamasından daha doğal ne olabilir ? Sorgulamayan,okumayan,araştırmayan toplulukların önünde yapılan şovlar günü kurtarmaya yetiyor,artıyordu bile !Yirmi küsür sene böyle idare edilmedi mi? Hangi ciddi işin net bir sonucu alındı ?
Örnekler üzerinden konuşursak daha da iyi anlaşılır; Türkiye'ye eğitime getirilen çocukların ailelerinin maddi ve manevi fedakârlıkları, ailelerinden ayrı ve vatan hasreti, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi güçlükleri içinde yaptığı destekler ne için ? Bu çocuklar iyi yetişsin,meslek sahibi olsun vatanına dönsün ve mesleğini icra etsin diye değil mi ? Peki sonuç öyle mi? Diploma denkliği sorunu çözülemediğinden geri dönünce eğitimiyle ilgisi olmayan daha basit işlerde çalış onu da bulabilirsen,yada bir yolunu bul dönme !Tercih edilen çoğunlukla ikinci yol,bir Allahın kulu da çıkıp demiyor ki biz neye hizmet ediyoruz bu nasıl iştir ?Sayın YÖK başkanımız Yusuf Ziya ÖZCAN'ın soydaşımız olarak bu konuda yapabileceği bir şey olmalıydı diye düşünüyorum !Ukrayna'dan Türkiye'ye ihtisas yapmak için talep oluyor da, ihtisas yapmak istedikleri ülkenin diplomaları nasıl denklik alamıyor mutlaka bürokratik eksiklikler vardır ve aşılabilir.Yoksa böyle bir uygulamaya kasden yıllarca nasıl seyirci kalınabilir!Bunun mantıklı bir açıklaması var mı?
Benzer sorunlar Avrupa'nın tanınmış üniversitelerinde okuyup Türkiye'ye dönenlerinde başına geliyor diye duymuştum. Konu uzmanlarını ilgilendirir,elçilikler bilgilendirildiği halde bu konuda bir ilerleme yok sonuçta...!
Hal böyle iken neden kimsenin sesi sedası çıkmıyor ?O zaman bu çocukları neden koparıyoruz yurtlarından Ukrayna'da okusunlar hiç değilse kendi kariyerlerinde yükselme şanslarını köreltmemiş oluruz aile ve vatanlarından kopmamış olurlar.
Duygusallıkla realite farklı şeyler,bizim duygusallığımız bu gençlerin hayatında ileriye doğru bir gelişim sağlamıyorsa, o zaman durup realiteyi düşünmek gerekmez mi ?
Milli Mektepler konusunu da bu çerçevede ele almak gerekli,üst halkaları tamamlanmayan bir eğitim başlangıcı tatar çocuklarının kazanımı mıdır,bu süreç de geriden gelmek midir ? İnsanlar ana dillerini okuldan önce ailede öğrenirler adı üstünde "anadil"eğer ailelerde bu dil konuşulmuyorsa okulun katkısı nereye kadardır ? Uygulanan genel müfredata dilimiz, kültürümüz,folklorumuz,tarihimiz ve inançlarımızla ilgili tercihli dersler koydurabiliyor muyuz?
TİKA'nın yaptırdığı okul Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu tarafından açılmış, denilenler doğru ise bu Milli Mektebin yapıldığı yerde bu okula gidecek öğrencilerin olmadığı yönünde ve bu konuda yanılmış olmayı gerçekten arzu ediyorum. Türkiye'nin TİKA kanalıyla yaptığı yardımların hala heder ediliyor olması,duyumlar doğru ise üzüntü verici,işin vahim tarafı haber kaynaklarımız şimdiye dek bizi hiç yanıltmadı,genede bu duyumların yanlış olmasını yürekten temenni ediyorum.
18 Mayıs "sürgün" anma törenlerinde klasik ağlaklığın dışında ,hala dönemeyenlerin döneme me nedenleri,bu hareketlerin neden yarıda durduğunu,toplumsal gerekçelerini açıklayan sempozyumlar niye yapılmaz ? Aktivist geçinen oryantalistlerin böyle bir derdi yoktur da onun için...!
K.T.D. Federasyonu'nun ismini tumturaklı bulup,gücünü yetersiz bulanlar oturup yirmi küsür senedir kaç arpa boyu yol aldıklarına bir baksınlar,üç senelik federasyonunda nelere kadir olduğunu yakında kendileri görecekler.Şimdi biz onları izliyoruz kongrenin hangi sonuçlarını gerçekleştirdiler,tumturaklı kongre ne oldu ?Kuzuların sessizliği niye ?
Emme basma tulumba gibi yıllrdır aynı ezberi tekrarlıyanlar,aynı faaliyetlerle milleti oyalıyanlar bir iyilik yapın bu ezberi bozun,bir kez bu sorunların çözülmemesinde payı olan mercileri pretosto edin,kapılarına bir siyah çelenk koyun,fakslar çekin,imza kampanyaları düzenleyin hani genel kurullarınızı 30 kişi ile yapsanız da tabanımız geniş diye böbürleniyorsunuz ya,hadi şu tabanı bir hareket ettirin. Orada burada Tatarlar hakkında asılsız bilgilerle hakaret eden köşe yazarlarını a-mail bombardımanına tutun,eğer yazılanlardan ,söylenenlerden haberiniz oluyorsa ! Böyle bir misyonunuz varmı? Tarihinize sahip çıkmak,gerçeklerin ardında durmak gibi !...
Aydın diye bildiğimiz tatarların da bu konudaki lakaytlığını anlamak mümkün değil,sanki eline kalemi alan herkes tatarlara her türlü hakareti yapabilir,konuları dilediği gibi sulandırabilir anlayışına seyirci kalınıyor.Özellikle aynı vakti on yerde kılan güya mukaddesatçılar bunu çok yapıyorlar kendi devşirme durumlarının yarattığı bir kompleks midir?Yoksa başka kuyruk acıları mı var!Lakin tatarlarla bir alıp veremedikleri olduğu kesin.Bunlara anında cevaplarını verip susturmak da ben tatarım diyen herkesin görevi olmalı böyle bir densizliği kendini bilen içine sindiremez,bunları dikkate almıyoruz diye de kimse kendini avutmasın!Çok fazla tevazu gösterirsen gerçek sanarlar!... Yeniden değişen Dünya konjektüründeki gelişmeleri doğru okumalı tarihte devletler arasında sürekli dostlukların ve düşmanlıkların söz konusu olmadığı gerçeğinden hareketle kişilerin şahsi zaafları nedeniyle bu milleti tekrar mağdur etmemeliyiz.Millet adına faydalı sonuçları iradesini koşulsuz çıkarlarına kiralamış olanlarla değil,kişilikli omurgalı duruşla hakkı arıyanlarla alacağız.Bu son med-cezirler de bir kez daha dönüşerek menfaatlerini devam ettirmek isteyenlerin bu numaralarını kimse yutmayacaktır,tükürdükleri tükürüğü yalasalar da bu yıllardır sürdürdükleri iki yüzlülüğün devamına yetmeyecektir,artık deniz bitti millette gözünü açtı öcüyle korkutup kimsenin lokmasını kimse alamaz, soğuk savaş artıklarını ibret müzesine gönderme zamanıdır...
Simple Articles version 2.03 copyright © 2005 kneuf.com