Buradasınız: Anasayfa
Son 5 Yazı
- [Necati SEZGEN]
KIRIM VE TÜRK DÜNYASI
Necati SEZGEN
Kırım Tatar Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı
Kırım Tarihini Araştırma ve Sosyal Stratejiler Geliştirme Derneği Başkanı
Kırım dendiği zaman, Türk Dünyası ile ilgilenen herkesin nasıl etkilendiğini hep gözlemledik. Yeri geldiğinde bu konuda Kırım Tatar camiasının içindekilerden daha duyarlı ve hassas insanların duygularını dinledik. Gördüğümüz Kırım'ın geçmişi hakkında bu kadar bilgileri olan insanların; Kırım'ın ve Kırım Tatar diasporasının bugünü hakkında neredeyse hiç bir şey bilmediklerini gördük. Hatta biliyoruz sandıkları bilgilerin de tamamının yanlış olduğunu tespit ettik.
Bu durum ,elbette ki bu duyarlı insanların eksiği değildir. Yaşanan bu eksik bilgi, tersine göçten sonra milli bir strateji ortaya koyup hedefleri saptamak yerine bir milletin kaderini zamanın akışıyla, duygusal yaklaşımlarla, kişisel kaprislerin öne çıkmasıyla, konuları salamuraya yatırma yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Çok kıymetli bir zaman dilimi de böylelikle boşa harcanmaktadır.
Ne Kırım'daki Tatar yapılanması herkesi kucaklayabilmekte, nede diasporadaki sivil toplum kuruluşları gerçek sorunları, olması gerekenleri kendi camiasına ve Türk Dünyası'na doğru aktarabilmektedir.
Büyük heyecan giderek cansız durağanlığa ve de umutsuzluğa meyletmektedir. Tek Kırım'da mı? Hayır aynı durağanlığı Türk Dünyası çalışmalarında da görüyoruz, demek ki burada da uygulanamayan stratejiler bulunmaktadır.
Atatürk, "Türk Milletinin ve Türk Dünyasının milli varlığının ve bütünlüğünün devamı için, milli kültürün de esası olan milli tarihin ve dilin mutlaka iyi araştırılmasına ve geliştirilmesine" inanmıştır.
Bunun için iki önemli noktaya işaret etmiştir; Birincisi Türkiye dahilinde milli şuurun ve beraberliğin sağlanması, ikincisi de bütün Türk Dünyasının dil ve kültür birliğinin gerçekleşmesidir. Bu konudaki gerçek adımlar 1931 de (Türk Tarih Kurumu), 1932 de (Türk Dil Kurumu) ve ardından da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin açılması ve bu kurumlara Türk Dünyası’ndan bilim adamları, sanatçılar, öğretmenler ve öğrencilerin davet edilmesi ve yapılan çalışmaların çoğuna da bizzat katılmasıdır.
Atatürk anayurt olarak Orta Asya'yı işaret ediyor "Oğuz, Tatar, Özbek, Kazak ve Yakut yok; yalnız Türk vardır " diyerek bu işin öncülüğünü yapan ilk lider oluyordu. Türk cumhuriyetleri bir gün ben görmesem bile tekrar kurulacaktır, o güne hazır olmak gerekir, onların gelmesini bekleyemeyiz, biz onlara gitmeliyiz öngörüsü ile yaşadığımız zamana da işaret ediyordu.
Düşünceleri ve çalışmaları asla hayal mahsulü ütopyalar olmadığı gibi geleceğe yön veren düşüncelerdi. Bu düşünceyi iki kısımda belirliyor. Birincisini Yakın Türk kuşağı, ikincisini Uzak Türk kuşağı olarak niteliyor, yakın Türk kuşağındaki çalışmaların çıkış noktasını siyasi ve kültürel birlik, uzak Türk kuşağındaki çalışmaların ise kültürel birlik kapsamında olacağına inanıyordu. Bugünde realiteye dayanan yaklaşımda budur.
Yakın Türk kuşağının hedefi siyasi ve kültürel birlik, yani Misak-ı Milli. Bu çabaları daha onun sağlığındaki çalışmalarla Hatay'ın kazanımı ile sonuçlanıyor. Yetmişli yılların çalkantılarından sonra Kıbrıs'ta KKTC’ nin kurulması ile devam ediyordu.
Peki nerede ne aksamıştı da bugün Türk lafını söylemeye çekinir hale geldik ? Birincisi onun Türkiye dahilinde milli şuurun ve beraberliğinin sağlanması ilkesindeki kararlılığın,zaman içinde sinsice çözülmeye yüz tutturulmasıdır! Anadolu'da sökülüp atılmak istendiğimiz Ön Asya coğrafyasındaki tutunma mücadelemizi,kurtuluş savaşını Türk kimliğiyle emperyalist kimliklere karşı verdiğimizi son nesillere unutturdular. Bugün etnik kimlikleri kaşıyanlar o mücadele kazanılmasa hangi kimliklerle dolaşacaklardı?
Ve yine bu arayışları körükleyenlerin dünün emperyalistleri olduğu gerçeğini görmemek için ne olmak lazım?
Diğer taraftan yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine ağabeylik etmek için koşarken, kendi kültür temellerimizin araştırılması için kurulan yapıların kapılarında ki kilitleri nasıl unuttuk? İçimizdeki Truva atlarını,aydın sandığımız akademik unvanlı hizmetkârları ! Bize globalizm diye yutturulan bu milli değerler erozyonunu görmek için, caddelerdeki tabela ve markalara bakmamız yeterli idi aslında!... Kendi içimiz boşaltılmışken kardeşlerimize ağabeyliğe soyunduk. Bugün şaşkın, şaşkın ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Onlarla dil ve kültür birliği sağlayacakken kendi birliğimizin derdine düştük. “Su uyumuştu düşman uyumamıştı" Bizden önce Türk ellerine ulaşıp bize karşı nifak tohumları orada da ekilmişti ! Atatürk'ün işaret ettiği Türk Dünyası'nın ayağa kalkmasına hazır değildik! Kaybettiğimiz bugünü unutup,geçmişimizin hülyaları ile o diyarlara koştuk ne onları anlayabildik, ne de kendimizi anlatabildik, nasıl anlatacaktık ?
Yaptığımız Türk Kurultayına Cumhurbaşkanımız katılmıyor,önceki Cumhurbaşkanımızın katılımı ile durumu kurtarıyorduk !...Kırım'dan gelen delegasyon bildiri bile sunmuyor, bizleri de başka toplantılarda başka konularla oyalıyorlardı.
Bu gün bir çok konuda sözün bittiği yerdeyiz,yeniden yapılanmalı devrilen vagonları raylarına oturtmalı, umutsuzluğun yerini umut almalı. Bunun içinde önce kendimizi doğru yere koymalıyız,ağabeylikten önce kardeş olmayı öğrenmeliyiz.
İsmail Gaspıralı'da ömrünce "Dil’de, Fikir’de,İş’te Birlik" dedi.Şu anda soralım dilimiz ve fikrimiz bir mi? Bunlar birse işimizde bir olur ! Bugün tarihi ve kültürel değerlerimizden uzak kalma, kendimize güvenmenin yerine başkalarından ihya beklemek durumuna düşmenin sonuçlarını, çözülme ve dağılma olarak görmekteyiz.
Türk Dünyası ile ilgili gelişmeler de bizim özlemlerimize göre değil emperyal rüzgarlara göre olmaktadır. Kırım'da da ipini başkalarının tuttuğu uçurtmaların uçuşuna seviniyoruz. Bazı kardeşlerimizin en basit sıkıntıları ise devam ediyor. Bin bir zorlukla ülkemize okumaya gelen gençlerimizin döndüklerinde diploma denklikleri sağlanamıyor. Eğitimleri ile ilgisi olmayan işlerde çalışıyorlar iş bulabilirlerse; yada başka ülkelerde iş arayışıyla dağılıyorlar. Toprak sorunları yirmi sene sonra Ukrayna Parlamentosu’na Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde günü kurtarma düşüncesi ile yasa taslağı olarak sunulmuş, göç yarıda kesilmiş, kalanların ne düşündüğünü bilen, öncülerin de birbirine selamı yok.....
Tüm Dünya’da ki Kırım Tatar soydaşlarımız da tabu yaratmadan her şeyi sorgulamak, Kırım'da yeni stratejiler yaratmak zorundalar....Zira kurulan yeni Dünya dengelerinde eski iki kutuplu merkez yok. Artık sınırları savaşlar değil ekonomik gerekler çiziyor. Bu dengeler içinde stratejini doğru koyduğun zaman kendine büyük destekler bulabiliyor,başkalarının piyonu olduğun sürece unutulabiliyor veya önem arz etmiyorsun.
Milletiyle bütünleşmiş realiteli ve şahsiyetli yönetimler halkını refaha erdirirken,kendi refahını düşünenler önce milletini sonra da kendilerini rezil ediyorlar. Bu bağlamda her şeyi tekrar tekrar düşünelim eski yanlışlıklar yeni doğrulara sebep olsun.
Yirminci yüzyılı kaçırdık, hiç değilse yirmi birinci yüzyılı yakalamalıyız.…
Simple Articles version 2.03 copyright © 2005 kneuf.com